Fly_Engineer dan Sevgilerle sunar...

Fly_Engineer13 Temmuz 2026news

Toprağın kokusu insanın içine bir kez işledi mi, nereye giderse gitsin o kokuyu ararmış. Astsubay Fly_Engineer için de durum tam olarak buydu. Anadolu’nun bağrından, o uçsuz bucaksız bozkırlardan kopup Akdeniz’in kalbine, Kıbrıs’a görevlendirildiğinde, cebinde sadece bir vesikalık fotoğraf, kalbinde ise tarifi imkansız bir vatan özlemi vardı.

​Fly_Engineer, adından da anlaşılacağı gibi, çelikten bir iradeye, sarsılmaz bir cesarete ve teknik dehasını savaşçı ruhuyla birleştiren bir güce sahipti. Keskin bakışları ardındaki o sarsılmaz duruşu, cephedeki herkes için tam bir güven kaynağıydı. Ancak bu sert kabuğun altında, geceleri sadece gökyüzündeki yıldızlara bakarak dindirmeye çalıştığı derin bir hasret yatıyordu. Kıbrıs’ın sıcak rüzgarları yüzünü yalarken, o memleketinin serin dağ esintilerini, sevdiklerinin sesini ve vatan toprağının kokusunu özlüyordu.

​Bir gece, sınır hattındaki nöbet kulübesinde, telsizden gelen acil kodlu bir anonsla sessizlik bölündü. Sınırın ötesindeki stratejik bir tepede, dost unsurların baskın yediği ve ağır zayiat verdiği bildiriliyordu. Durum kritikti; ya oradaki askerler kaderine terk edilecek ya da birileri canı pahasına o cehenneme dalacaktı.

​Fly_Engineer, timine döndü. Gözlerinde ne bir korku ne de bir tereddüt vardı.

"Beyler," dedi, sesi adeta dağları titretecek güçteydi. "Orada can veren de bizim kanımız, bekleyen de bizim canımız. Biz buraya sadece toprak korumaya gelmedik; biz buraya adaleti ve kardeşliği mühürlemeye geldik. Arkamızda koskoca bir vatan var, bunu unutmayın!"

​O gece Fly_Engineer, kelimenin tam anlamıyla bir destan yazdı. Kurşunların havada uçuştuğu, havan toplarının toprağı sarstığı o karanlıkta, timinin önünde adeta bir kalkan oldu. Yaralanmasına, omzundan sızan kanın üniformasını boyamasına aldırış bile etmedi. Acı, onun sadece kararlılığını biliyordu. Sarsılmaz cesareti ve sahada gösterdiği üstün askeri zekası sayesinde, baskına uğrayan birliği o ateş çemberinden çekip çıkarmayı başardı. Düşman unsurları geri çekilirken, Fly_Engineer tepenin en yüksek noktasına dikilmiş, soluk soluğa ayakta duruyordu.

​Çatışma bittiğinde, şafak söküyordu. Akdeniz’in mavi suları ilk ışıklarla aydınlanırken, Fly_Engineer omzundaki sargıya aldırmadan denize doğru baktı. Tam karşıda, sislerin ardında Anadolu duruyordu.

​Gözlerinden akan bir damla yaş, barut izleriyle kirlenmiş yanağından süzüldü. Bu, korkunun değil; görevini hakkıyla yapmış olmanın verdiği gururun ve dindiremediği o büyük memleket özleminin yaşıydı.

​Yanına gelen genç bir asker, "Komutanım, çok büyük bir felaketi önlediniz. Sizinle gurur duyuyoruz," dedi hayranlıkla.

​Fly_Engineer, gözlerini o uzak ufuk çizgisinden ayırmadan, hafifçe gülümsedi ve göğsünü gere gere cevap verdi:

"Bizim gücümüz bileğimizden değil, arkamızda bıraktığımız vatanın büyüklüğünden gelir evlat. Özlüyoruz... Evet, çok özlüyoruz. Ama bu özlem bizi zayıflatmaz; aksine, bu topraklara daha sıkı sarılmamızı sağlar."

​O sabah Güneş Kıbrıs’ta doğuyordu ama Astsubay Fly_Engineer’ın kalbi, çoktan Akdeniz’i aşıp memleketin dağlarına varmıştı bile.

Fly_Engineer dan Sevgilerle sunar... | War Era